Wpisy otagowane jako ‘język turecki’

Teksty po turecku – “Beyaz gemi”

Beyaz Gemi

Romanın kahramanı Isık-Göl kıyısında dedesi, ninesi, teyzesi ve teyzesinin kocasıyla birlikte yaşayan bir çocuktur. Dede, babası ve annesi tarafından terk edilen toruna sahip çıkmıştır. İkinci eşi olan karısı ve torunuyla birlikte ormanın bakım işleri ile uğraşan damadı Orozkul’a yardım etmektedir. Orozkul’un karısı, çocuğun teyzesi Bekey, çocuk sahibi olamayan bir kadındır. Zalim bir insan olan Orozkul, evlat sahibi olamamanın öfkesini dededen ve onun çocuğu olmayan kızından çıkarmaktadır. Bütün bu olumsuzlukların içinde zengin bir hayal dünyasına sahip olan çocuk, dürbünüyle her gün gölde yük ve yolcu taşıyan bir gemiyi izler. Gemilerde tayfalık yapan babasının da bu gemide çalıştığını düşünerek, balık olup bu gemiye ulaşmayı, babasına zavallı dedesini, zalim Orozkul’u ve yaşadıklarını anlatmayı düşler.

Çocuk görülebilen en uzak noktaya baktı dürbünle. İşte! İşte! O anda tüm dünyayı unuttu. Gerçekten oralarda, ileride, Isık Göl’ün masmavi ufkunda bembeyaz bir gemi belirdi. Yaklaştı. İşte, işte gemi! İki bacası bir hizada, uzun, güçlü güzel gemi! Dümdüz bir çizgide ilerliyordu. Çocuk gömleğinin eteği ile dürbünün camları sildi, büyüteçleri daha iyi ayarladı. Geminin silüeti daha da belirginleşti. Geminin dalgalarda hafif hafif sallandığını da görüyordu çocuk. Çocuk gözlerini beyaz gemiden ayıramıyordu. Elinde olsaydı, ondan biraz yaklaşmasını rica edecekti, güvertedeki insanları da görebiliyordu. Ama gemi bunu bilmiyordu. Ağır ağır, çalımla yoluna devam ediyordu. Onu nerelerden getiren ve nerelere götürecek olan bilinmeyen yoluna.

Geminin ilerlemesini takip etti çocuk. Çocuk bir balık olup dereden göle ve ona, beyaz gemiye doğru nasıl yüzeceğini düşündü.

Muhafız Dağı’ndan ilk defa masmavi Isık Göl’de bu beyaz gemiyi gördüğü zaman bu güzelliğin karşısında yüreğinde bir uğultu duydu. Ve sonra Isık Göl’de çalışan, gemici olan babasının bu gemide çalıştığına karar verdi. Bunun böyle olmasını çök istediği için, böyle düşündü, sonra da bu düşüncesinin doğruluğuna inandı.

Teksty po turecku – “Dalgıç Giyisinden Çıkan Kelebek”

Dalgıç Giyisinden Çıkan Kelebek
Yazmak dendiğinde aklımıza ilk gelen araçlar hangileri? Biraz kağıt ve birkaç kalem, bir bilgisayar ya da daktilo… Oysa Fransız ‘Elle’ dergisinin editörü Jean Dominique Bauby’nin ‘Kelebek ve Dalgıç Giyisi’ romanını yazarken kullanabildiği tek şey sol gözüydü…
Bauby 1995 yılında ‘locked-in’ sendromu olarak da bilinen bir çeşit beyin kanaması geçirmişti ve komaya girmişti. 20 gün sonra uyandığında zihinsel işlevleri tamamen normaldı ama sol gözü dışında tüm vücudu felçti.
Tüm bunlar yaşandığında Bauby henüz 44 yaşında, evli ve iki çocuk babasıydı. Tarzı ve zekasıyla dikkat çeken, hayata sıkı sıkıya bağlı, başarılı editördü. Bu olaydan sonra Bauby’nin hayatı tamamen değişti.
Artık makinelerin ve hemşirelerin yardımı olmadan ne hareket edebiliyordu, ne nefes alabiliyordu, ne de beslenebiliyordu. Kendini bir dalgıç giyisisine hapsolmuş gibi hissediyordu. Evet, vücudu hapsolmuştu ama beyni bir kelebek gibi özgürce işlemeye devam ediyordu. Bauby bunu fark edince kendine acımaktan vazgeçmişti. Asistanının yardımıyla, Fransızcadaki harflerin kullanım sıklığına göre düzenlenmiş bir alfabeden yararlanarak ‘Kelebek ve Dalgıç Giyisi’ adlı romanını yazmaya başlamıştı.
Asistanı ona bu alfabeyi okuyordu, o da kullanılması gereken harf okunduğunda sol gözü kırpıyordu. Bu şekilde her seferinde alfabe baştan alınarak kelimeler, cümleler, paragraflar ve sonunda yüz küsur sayfalık bir edebi mucize ortaya çıkmıştı. Bu acının mucizeye dönüşmesi anlamına geliyordu.
Jean- Do’nun kitabı Fransa’da satış rekorları kırmıştı. Türkçe dahil, dünyanın pek çok ülkesinde farklı dillere çevrilmişti ve beğeniyle okunuyordu. Hatta bu ilgi nedeniyle kitabın 2007 yılında, New Yorklu bir yönetmen tarafından filmi bile yapıldı.
Bauby 1997yılında okuyucularla buluşan kitabının sonunda asistanının çantasında gördüğü anahtar, metro bileti ve cüzdana bakar ve ‘Bu evrende üzerimdeki dalgıç elbisesinin kilidini açabilecek bir anahtar var mı acaba? Ya da son durağı olmayan bir metro? Peki özgürlüğümü geri getirecek para birimi? Bütün bunları başka bir yerde aramak gerek. Ben oraya gidiyorum…’ der. Ve kitabının yayınlanmasından 2 gün sonra hayata gözlerini yumar.